10 Ocak 2013 Perşembe

Çikolata, Dantel, Kanallar…Brugge


Geçmişten geleceğe inanılmaz bir yolculuk.

Görülmeye değer bir şehirden daha söz etmeden geçemeyeceğim… Kuzeyin Venediği de deniyor buraya…Ama Venedik ten çok Hansel ve Gratel masalından çıkma çikolata evlerle dolu bir orta çağ kenti… O kadar güzel ki seni bir masalın içinde tutuyor adeta…

Brugges (Brüj) (Hollanda’ca: Brugge, Fransızca: Bruges, Almanca: Brügge), Aslında adı eski İskandinav’ca iskele anlamına gelen "Bryggja" dan geliyor. Belçika' nın Flandra'nın Batı Flandra ilinin başkenti. Orta Çağ'dan kalma mimarisi (II. Dünya Savaşı'nda zarar görmediği için bozulmadan korunmuş), değişik çikolataları, danteli (diğer adıyla rahibe işi), kanalları ve Belçika birası (rengine, tadına ve sunuluş şekline göre çeşitlilik gösterir) ile ünlü turistik bir kent.

Brugges’ in  geçmişi yaklaşık 2000 yıl önce başlar. O zamanlar şehir bir Galya-Roma yerleşimiymiş. Brugges de erken Ortaçağ'dan geçiş dönemi izlerine rastlamak mümkün. Aziz Eligius yaklaşık 650 yıllarında buraya Hıristiyanlığı yaymak için gelmiş, Brugges belki de Flaman kıyı alanındaki en önemli sur kenti olmuş. Adı Brugges olarak dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren belge ve sikkelerde yer almaya başlamış. O zamanlar Brugges güçlü bir kale haline gelmiş. Ancak şehir İskandinavlar tarafından talan edilmiş. Brugges ve İskandinavya, arasındaki denizaşırı ticaret başlamış. Yani Brugges uluslararası liman faaliyetlerinde uzun bir geleneğe sahip. 1600' lü yıllarda Brugges denizcilikte mütevazı üne sahip bir taşra kenti olmuş. Brugges ün tüccar ruhu on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda da ortadan kaybolmamış.Ticari hayatını uluslararası boyuta taşımış. Brugges armatörlerinin ve satıcılarının hala İspanya, İngiltere, Doğu ve Batı Hint Adaları ile ticareti devam etmektedir.

11. yüzyılda Avrupa'nın ticaret merkezi olan Brüj, seller ve coğrafi değişiklikler yüzünden denizle bağlantısını bir iki kanal dışında kesmektedir. Günümüzde şehir merkezinin Kuzey Denizi kıyısında bulunmamasına rağmen, denize yakınlığı nedeniyle hâlâ bir liman kenti olarak anılmaktadır. Şehrin içindeki kanallar günümüzde ulaşım maksadıyla kullanılmakta olup, bunlarda turistik geziler de düzenlenmektedir.

Avrupa'nın günümüze kadar gelebilmiş önemli Ortaçağ kentlerinden biridir. Kentin, ortaçağdaki boyutlarının dışına hiç taşmamış olması ilgi çekicidir. XII. yüzyıl malikanelerinin arasından dolaşan pırıl pırıl kanalları ve çiçek pazarlarıyla gerçek bir âşıklar kentidir.

Şehri gezmek için şehir kartı çok işine yarayacaktır. Bu kart ile şehirde bulunan 22 müzeye ücretsiz girebilirsin. Ücretsiz bir şehir haritası edinebilirsin. Bazı konserlerde, belli oranlarda indirim bulabilirsin. Bisiklet kiralarken ve otopark ücretlerinde, tramvay ve otobüs biletlerinde yine belli oranlarda indirim sahibi olabilirsin.

Brugges şehri denilince, akla hemen “çikolata” geliyor. Şehrin sokaklarında gezinirken muhteşem bir çikolata kokusu hissedeceksin. Çünkü fabrikalar yanında, evlerde de çikolata imal ediliyor. Özellikle maharetli ustaların çikolatalara verdikleri şekiller, tam bir görsel güzellik. Noel öncesinde, çikolata dükkanlarının vitrinlerinde siyah, beyaz, meyveli, fındıklı ve sütlü çikolatalardan oluşan heykeller, anıtlar, görsel güzellikler gerçekten muhteşem.
Çikolata ile önem kazanan bu şehirde, çikolata tatmak için Stevin Plein bölgesindeki “Chocolate Line” denilen yere gidebilirsin.
Burada, yine yerel tat olarak öne çıkan bira tatmak istersen yaklaşık 300’e yakın bira çeşidi bulunan: “Kemelstraat üzerindeki “Brugs Beetje” denilen yerde deneyebilirsin.

Peki nerelerde gezilir dersen..Şehir sokakları zaten tam bir müze gibi ama en önemli yerleri işte sana :

ÇAN KULESİ:
Şehrin en ünlü ve sembol yerlerinden biridir. Yüksekliği: 83 metredir. 19’ncu yüzyıl sonunda, kulede; 48 çan bulunmak iken bugün 47 çan bulunmaktadır ve bunların ağırlığı: 27 tondur. Kule 1240 yılında, yapıldıktan sonra, hazine ve Belediye arşivleri olarak, 1280 yılındaki bir yangın sonucunda ise, gözlem kulesi olarak kullanılmış. 1483-1487 yılları arasında, kulenin üstü, tahta sivri bir çatı ile kapatılmış. 1493 yılında, bu üst bölüme yıldırım düşmüş ve çan yok olmuş. 1822 yılında, kulenin tepesine, çatı eklenmiş. Kule uzun yıllar boyunca, şehirde yaşayanlar için yangın alarmı, çalışma saatleri, sosyal-politik ve dini olayların zamanının belirlenmesi amacıyla kullanılmış. Daha sonra ise, bir saat mekanizması da eklenmiş.
Kuleye çıkmak için: 366 basamaklı merdiveni tırmanmak gerekiyor. Giriş ücretli.
CHURCH OF OUR LADY-MERYEM KİLİSESİ:
Kilisede, Hz. İsa ve Meryem resimleri yanında, özellikle Michelangelo tarafından yapılan heykeller dikkat çekiyor.
Yapının kulelerinin uzunluğu: 122 metre. Bu yükseklik nedeniyle burası dünyanın en uzun tuğla kuleleri olarak önem kazanıyor.
BEGUİNAGE:
Burada, ortaçağ döneminde yapılmış, birçok küçük bina görülmekte. Bunlar arasında bulunan, Katolik Kilisesi 13’ncü yüzyılda yapılmış. Bu konutlarda rahibeler oturuyor. Burası, ilk olarak 12’nci yüzyılda kurulmuş ve aynı dönemde, yani 1245 yılında, kadınların bir dini hareketi olarak değerlendirilmiş. Çünkü bölgedeki askeri savaşlar ve şiddet, birçok erkeğin canını almış ve erkekler savaşlardan geri dönmeyince kadınlar gelip buraya yerleşmişler, rahibe hayatı sürdürmeye başlamışlar. Şehrin zengin hayırseverleri ise, bunlara çeşitli yardımlar yapmışlar. Giriş ücretsiz.    
 
HOLY BLOOD BAZİLİKASI:
Küçük bir Roma Katolik kilisesidir. 12’nci yüzyılda alt ve üst şapel olarak inşa edilmiş. Alt şapel hemen hemen hiç değişmeden günümüze kadar kalmış. Üst şapel ise, 19’ncu yüzyılda yenilenmiş. Kilisenin ismi kutsal kan kilisesi olarak geçiyor. Bunun nedeni bazilikanın deposunda kanlı bir bez bulunması. Bu kanlı bezin Hz. İsa’ya ait olduğu söyleniyor. 12’nci yüzyılda, II.Haçlı seferi sırasında Kudüs alınarak, Alsace Thierry tarafından buraya getirildiği iddia ediliyor. Kanlı bez parçası bir Bizans dönemi parfüm şişesi içinde bulunuyor. Buraya getirildikten sonra, hiç açılmamış. Üzerinde altın bir iplik ve kırmızı mum ile mühürlenmiş. Her yıl bu kutsal emanet, şehrin sokaklarında, bir gün gezdiriliyor. Bu sırada 1600 mil uzunluğundaki törene katılanlar ortaçağ şövalyeleri ve Haçlı kıyafetleri giyiyorlar. Tören alayı görsel bir gösteriye dönüşüyor.
Kiliseye giriş ücretsiz, ancak hazine odasına girmek istersen ufak bir ücret ödemen gerek.
ST.SALVADOR KATEDRALİ:
Şehrin ana kilisesi... Şehre yapılan saldırılardan zarar görmeden kurtularak, günümüze kadar sağlam olarak gelmiş. İlk yapılışı 10’ncu yüzyıla kadar uzanmakta. Belediye binasının tam ters istikametinde, şehrin merkezinde bulunmakta. 1834 yılında kilisenin statüsü, katedrale dönüştürülmüş. Ancak, yapının dış görünümü, katedral görüntüsü vermiyor. 1839 yılında, katedralin çatısı, bir yangında çökmüş. 12’nci yüzyılda yapılan kulesi orijinal halinde bırakılarak, aynı yıllarda katedralde büyük restorasyon çalışmaları yapılmış.
Katedralin içinde 1731 yılında, Jasper van der Borch tarafından yapılan bir duvar halısı var. Katedral ve hazine bölümüne giriş ücretsiz.
BEİSBROEK GÖZLEM EVİ:
Burası bir rasathane. Buradan yıldızlar, güneş ve gezegenler görülebiliyor. Giriş ücretli.
BREWERY DE HALVE MAAN-BİRA FABRİKASI:
Şehrin geleneksel bira markası, öte yandan gururu… 1546 yılında kurulmuş. Bu lezzetli bira; malt, şerbetçiotu ve maya ile yapılıyor. Biranın üretim süreci ve geçmişi hakkında bilgi almak istersen, fabrika içindeki rehberli turlara katılabilirsin. Her saat başı yapılan bu turlar, yaklaşık 45 dakika sürüyor ve az da olsa bir ücreti var.
CONCERTGEBOUW-CONCERT HALL-KONSER SALONU:
Şehrin en büyük salonu. Tasarımı yenilik ve modernliği bir arada sunmakta. Mimarları Paul Robbrecht ve Hilde Deam. Çağdaş bir kültür salonu olarak, 2002 yılı Avrupa Kültür Başkenti seçimi öncesinde yapılmış. Kule bölümünde, 300 seyirci kapasiteli, oda müziği konser salonu bulunmakta. Esas konser salonu ise, 1300 koltuklu. Burada, her yıl, 100’den fazla klasik müzik, caz konseri, müzikal tiyatro ve görsel sanatlar alanında etkinlik düzenlenmekte.    
 
MARKT MEYDANI:
Burası, şehrin en göz alıcı mekanı...Ortaçağ döneminde, şehrin merkezi olarak kullanılmış. Meydanın çevresi, şirin kafelerle çevrili. Ortasında ise, 14’ncü yüzyılda Fransa’ya karşı yapılan savaşta ölen, Flaman kahramanlar Yan Redil ve Peter De Caning’in heykelleri var. Meydan şehirlilerin buluşma noktası. Ayrıca, şehre gelen turistler de, çoğunlukla zamanlarını bu meydanda geçiriyorlar. Hatta çoğu kez, meydanda bir grup tarafından klasik müzik konserleri bile verilmekte.
ADALET SARAYI:
Klasik-barok tarzda olan bina ilk olarak 1787 yılında yapılmış olmasına rağmen, 1878 yılındaki bir yangında yok olunca, günümüzdeki bina halini almış...
MİNNEWATER-AŞK GÖLÜ:
Minne: Flemenkçe’ de “aşk” anlamına gelmekte. Kanalize bir göl. Sakinliği ve romantikliğiyle, burayı mutlaka görmelisin. 1740 yılı yapımlı köprü üzerinden, şehrin harika-panaromik manzarasını izleyebilirsin. Gölün ilk yapılış amacı kanallar içindeki su düzeyini tercih edilen seviyede tutmak... Bu gölde şehrin sembolü olan “beyaz kuğular” yüzmekte. Gölün çevresindeki kaliteli restoranlarda buraya özgü yöresel lezzetlerden tadabilirsin. Bu arada, arzu edersen, göl çevresinde “fayton” turuna da çıkabilirsin.


GROENİNGGE MÜZESİ:
Burası Flaman ve Belçikalı sanatçıların resimlerinin sergilendiği bir yer. Rönesans ve barok ustalarının resimleri, genellikle 18 ve 19’ncu yüzyıllardan kalmadır. Burada eserleri bulunan sanatçılar: Jan van Eyck, Gerard Davit, Hironymus Bosh.


DANTEL MÜZESİ:
Müzenin bulunduğu bina 15’nci yüzyılda Kudüs şapeli olarak Adornes ailesi tarafından yaptırılmış. Müzede dantel gereçleri ve birçok dantel örneği sergilenmekte. Ayrıca bir de dantel satış mağazası bulunuyor. Giriş ücretlidir.

CHOCO-STORY- ÇİKOLATA MÜZESİ:
Şehir merkezindeki tarihi Sint-Jansplein binasında. Geçmişte bu binada bir şarap evi, pasta fırını ve mobilya üreticileri barınıyormuş. Müzeyi ziyaret edersen çikolatanın sağlık için yararları ve çeşitleri gibi, değişik etkinlikleri izleyebilirsin. Giriş ücretli.
PATATES-FRİES MÜZESİ:
Müze binası, şehrin en eski ve en iyi korunmuş tarihi binalarından. Yapı 1399 yılında yapılmış. Dünyada benzeri bulunmamakta. Bu müzede ilk patates kızartması ve patates kökenli birçok obje sergilenmekte. Bunlar arasında patatesin ekimi sırasında kullanılan makineler, hasat, soyulma, kızartma aşamalarında kullanılan objeler var. Müzenin bodrum katında ise muhteşem lezzetli soslar eşliğinde, Belçika patates kızartmalarından tadabiliyorsun. Giriş ücretli ama çok küçük bir meblağ ayrıca o patateslere değer
J
LUMİNA DOMESTİCA MÜZESİ:
Burası, bir aydınlatma müzesi. Müze içinde aydınlatma araçlarının tüm geçmişi görülebilir. Bu uzun yolculukta meşale ve kandilden başlanıyor elektrik, Leb ampulleri ve günümüze kadar ulaşan aydınlatma teknolojisi ürünleri sergileniyor. Sergilenen toplam ürün sayısı: 6000 civarında. Giriş ücretli…
ELMAS MÜZESİ:
Müze Avrupa’nın eski elmas merkezlerinden biri olan şehrin, geçmişini sergilemekte. Burayı ziyaret edersen Belçika’ nın en önemli ihraç ürünlerinden olan elmas hakkında, ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.Giriş ücretli.
DALİ GALERİSİ:
Ünlü sanatçı Salvador Dali’nin grafik sanat, heykeller ve çizimlerinin fantastik koleksiyonun kopyalarının bulunduğu bir galeri.
SEAPARK-DOLPHİNARİUM:
İlk olarak 1938 yılında açılmış. Burada bir akvaryum içinde yunus gösterileri sergileniyor.
Gezerken at arabalarına dikkat etmeyi unutma…Zira kullanıcılarının % 90’ ı kadın J Ayrıca mutlaka ara sokaklardaki çikolata üreten ufak dükkanlara ve güzelim dantel satan hediyelik eşya dükkanlarına da uğramayı unutma… Manastır içindeki ağaçlık alanda ve Aşk Gölü’ nde mutlaka fotoğraf çek… Zaten fotoğraflayacak daha bir çok yer bulacaksın…Hımm unutmadan söyleyeyim; pek çok dükkan ve mağaza, saat: 18.00’de kapanıyor, sabah ise, 09.00’da açılıyor. Büyük süpermarketler ise, şehir merkezi dışında.

120.000 bile olmayan nüfusuyla, ortaçağdan günümüze dek hemen hemen hiç değişmeden ve ortaçağdaki boyutlarının dışına dahi taşmamış Brugges’e Brüksel üzerinden bir saatlik tren yolculuğuyla ulaşabilirsin.

İyi gezmeler…

Kaynaklar :

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...