29 Ocak 2013 Salı

Mitolojik Öyküler ve Bilgiler-Episode IV

Hadi sana bir mitolojik öykü daha... Ben bunları tekrar okurken ve bilgilerimi tazelerken çok eğleniyorum, umarım sen de eğleniyorsundur... 

Başlayalım mı efsanemize...

Gök Kubbe' nin Taşıyıcısı : ATLAS

Atlas Yunan mitolojisindeki devler olan Titanların (Titanlar, Gök tanrısı Uranus ve Toprak Tanrıçası Gaia' nın birleşmesinden gelen yarı tanrı melez ve dev bir ırktır) soyundan gelmektedir. Lapetos ve peri Klymene’nin 13 çocuğundan en güçlü olan oğludur. Efsanevi Atlantis’ in kralı olduğu düşünülmektedir. Atlantis, Atlas’ın yeri, toprağı anlamına gelmektedir. Diğer Titanlarla birlikte Olympos’a saldırdığı için Zeus tarafından gök kubbeyi omuzlarında taşımakla cezalandırılmıştır. Bu yüzden adı "taşıyıcı, dayanan" anlamına gelen Atlas ismiyle özdeşleştirilmiştir. Bu mitolojik dayanakla tıpta kafatasını taşıyan ilk omura da "Atlas" adı verilmiştir.

Efsanelere göre Atlas Batıda Hesperides adalarında yaşamaktadır. Bu adalar Hesperos gezegeni olan Venüs'ün batıda gün batımında gözüken yüzüdür. Efsaneye göre, Atlas'ın oğlu Hesperos yıldızları astronom olan babası gibi gözlemek için Atlas dağına tırmanmıştır. Rüzgar onu alıp gök yüzüne götürmüştür. Bu anlatım bakımından Tevrat 'daki Enok ve Kuran'daki İdris'e benzer. Atlas' da üzüntüsünden Venüs gezegenine onun adını vermiştir. Atlas'ın kızları peri Hesperidler, Homeros'a göre batının en son durağındaki adalarda hüküm sürerler. Bu da, Atlantis' i anımsatır.

Atlas' ın en çok anlatılan öyküsü ise Herkül (Herakles-Yunan Mitolojisinde geçen ismi, Herkül ise en bilinenidir ve Roma mitolojisinde geçer ben burada sana en bildiğin isim ile öyküyü anlatacağım) ile olandır... 

Herkül' ün Miken Kralı’ nın ona verdiği on birinci görevi Hesperides adalarında Ladon isminde bir yılanın koruduğu altın elmaları almaktır. Bu elmalar vaktiyle toprak tanrıçası Titaea tarafından Zeus'a hediye edilen bir ağaçta büyürler. Zeus bu ağacı Hesperides adasına koyarak Hesperidlerin (Atlas'ın kızlarının) korumasına teslim etmiştir. Ancak onların elmaları sürekli yemelerinden dolayı, yılanı da ağacı korumakta görevlendirmiştir. Herkül Hesperides adasına gittiği zaman Atlas ile karşılaşır. Atlas gök kubbeyi taşımaktadır ve Herkül altın elmaları sorduğunda bir daha bu yükü taşımaktan kurtulabileceği düşüncesi ile Herkül' ün bir süre yükünü taşıması karşılığında ona altın elmaları getirebileceğini söyler. Bunu Herkül kabul eder. Atlas da söz verdiği gibi altın elmaları getirir, ancak döndüğünde yükü tekrar omuzlamaktan kaçınır. Herkül ise Atlas'ın planını anlayıp omzundaki kemeri düzeltmek bahanesi ile yükünü bir süre için Atlas'a devretmeye teklif eder. Bu basit hileye kanan Atlas gök kubbeyi tekrar yüklenir, Herkül de yoluna devam eder ve altın elmaları tanrıça Athena' ya teslim eder... Bazı öykülerde gök gürültüsünün Atlas'ın Herkül'e haykırışı olduğu anlatılır..

Atlas'ın değişik tanrıçalardan babası olduğu daha çok kız olan çocukları şunlardır:
·                    Hesperis'tan, Hesperides;
·                    Pleione (veya Aethra)
·         Hyades,
·         Hyas,(erkek)
·         Pleiades;
·        ve diğerleri
·         Calypso,
·         Dione,
·         Maera.
·         Zoé.

Kaynaklar :
http://yunanmitolojisi.blogspot.com/2008/08/atlas.html
http://tr.wikipedia.org/wiki/Atlas_(mitoloji)
http://mitologya.com/category/yunan-mitolojisi-uzerine-yazilar/

Bitti mi sence öyküler...bence hayır... bakalım bir sonraki ne olacak :)

geldik mi yavaş yavaş sona..

Aylar bitti haftaları saymaya başladık... komik değil mi... nasıl da çabuk geçiyor zaman...yakında günleri de saymaya başlayacağız (ki eşim şimdiden başladı....)

garip bir çelişki içindeyim hem bir an önce çıksın istiyorum hem de hep orada kalsın :) sağlıklı olsun da miniğim... ne zaman isterse o zaman gelsin...

Her şeyi hazır ne de olsa :)

22 Ocak 2013 Salı

Bebek geliyor ise...

Eveet...Yaklaşan doğumum haliyle ruh durumumu da bebeğe endeksli hale getirmiş durumda :).... Dolayısı ile seninle paylaşmak istediğim o kadar çok şeyin arasında kafamın sürekli dönüp dolaşıp da durduğu nokta bebeğin gereksinimleri... Büyyüüükkk bir kısmını halletmiş bulunmaktayız. Ancak hala eksiklerin olması insanı strese sokuyor... Ama en azından unutmuşuz dememek için elimizde önceden hazırlanmış bir liste mevcut...Bu liste içinde Sevgili Dilek arkadaşıma çoookkk teşekkür ederim... Listeyi buradan da paylaşacağım ki yeni anne adaylarına yol göstersin... Elbette eksiklikleri olabilir aynen fazlalıkları olduğu gibi.. Eklemek istediklerin ve elzem gördüklerin varsa lütfen yaz ki buradan düzeltmeleri yapıp yeniden paylaşımda bulunalım..

İşte Müthiş liste...


SIRA Tür Malzeme Adet Not
1 Doğum 1 önceden yerini ayarlamak gerekiyor…
2 Sünnet 1 ee bebek erkekse
3 Doğum Foto 1 İsteğe bağlı
4 Kutlama Bebek Şekeri 1
5 Kutlama Kapı Süsü 1
6 Aksesuar Nevresim Takımı 2
7 Aksesuar Korumalı Nevresim takımı 2
8 Aksesuar Alez 1
9 Aksesuar Lastikli Çarşaf 2
10 Aksesuar Foto Makinası 1
11 Anne Gecelik + Sabahlık 3
12 Anne Göğüs Pedi 1
13 Anne Göğüs Koruyucu (kalkan) 1
14 Anne Emzirme Sütyeni 2
15 Anne Emzirme Atleti 2
16 Anne İç Çamaşırı 6
17 Anne Çorap 3
18 Anne Terlik 1
19 Anne Çatlak Kremi 1 adetleri artabilir
20 Anne Göğüs Kremi 1 adetleri artabilir
21 Anne Saç Bandı 1
22 Anne Göğüs Pompası 1
23 Anne Meme ucu çıkartıcı 1
24 Baba :)))) Çorap 1
25 Bakım Emzirme minderi (yastığı) 1
26 Bakım Emzirme minderi yedek kılıf 1
27 Bakım Bebek Çantası 1
28 Bakım Süt Saklama Poşet/Kabı 1
29 Bakım Emzirme Önlüğü 1
30 Bakım Bebek Telsizi (görüntülü) 1
31 Bakım Tarak 1
32 Bakım Tırnak Makası/törpü 1
33 Bakım Pişik Kremi 1
34 Bakım Kulak çöpü 1
35 Bakım Burun Temizleyici 1
36 Bakım Şampuan 1
37 Bakım Masaj Yağı 1
38 Bakım Gazlı Bez 1
39 Bakım Banyo Küveti,  1
40 Bakım maşrapa, kova 1
41 Bakım Banyo File 1
42 Bakım Ateş Ölçer 1
43 Bakım Biberon 2
44 Bakım Biberon Temizleme Fırçası 1
45 Bakım Emzik 1
46 Bakım Alt Değiştirme Minderi ve kılıf 1
47 Bakım Bebek Bezi 2 en az olan miktar
48 Bakım Islak Havlu 2 en az olan miktar
49 Bakım Mama önlüğü 2
50 Bakım Sterilizatör (biberon-emzik) 1 Gereksiz bir şey ama istersen al…
51 Bakım Ağız Bezi 4
52 Bakım şifonyer üstü alt değiştirme 1 eğer kullanacaksan…
53 Giyim Zıbın (alttan açılan) 5
54 Giyim Önden Açılan Zıbın 4
55 Giyim Tulum 6
56 Giyim Hırka 1
57 Giyim Penye Hırka 2
58 Giyim Yelek 2
59 Giyim Pijama 1
60 Giyim Hastane Çıkışı 1
61 Giyim Çorap 6
62 Giyim Uyku Tulumu 1
63 Giyim Uzun kollu Body 6
64 Giyim Eldiven,bere,atkı 2
65 Giyim Alt   6
66 Giyim Üst 3
67 Giyim Mont, Kaban 1 mevsime göre değişir..
68 Giyim Battaniye 5
69 Giyim Tülbent (Yumuşak, havlu içi ve temizlik için) 10
70 Giyim Havlu, Bornoz 2
71 Giyim Elbise askısı 15
72 Giyim Ayakkabı,patik 3
73 Giyim Dışarı Tulumu 2
74 Mobilya/Dekorasyon Bebek Odası (karyola, Şifonyer, Gardrop) 1
75 Mobilya/Dekorasyon Yatak (Döşek) 2 park yatak alınacaksa onun için de 1 adet gerekli
76 Mobilya/Dekorasyon Yorgan Yastık (Kuştüyü) 1
77 Mobilya/Dekorasyon Oda Boya/Badana 1
78 Mobilya/Dekorasyon Aydınlatma 1
79 Mobilya/Dekorasyon Gece Lambası (fişe takılan) 1
80 Mobilya/Dekorasyon Dönence 1
81 Mobilya/Dekorasyon Bebek eğlenceliği :) 1
82 Mobilya/Dekorasyon Halı 1
83 Mobilya/Dekorasyon Perde 1
84 Mobilya/Dekorasyon Park Yatak-beşik 1
85 Mobilya/Dekorasyon Bordür 1
86 Taşıma Kanguru 1
87 Taşıma Bebek Arabası 1


Nasıl Listeyi beğendin mi?? :)

Şimdilik bu kadar...

18 Ocak 2013 Cuma

Evde Olduğumdan Bu Yana...


Evet evde olduğumdan bu yana ayırdına vardığım pek çok şey oldu... Hem kendimle ilgili, hem evimle ilgili, hem eşimle ilgili... Elbette burada bunlardan şimdilik söz etmeyeceğim... Ama şu aralar günlük yaşamımın büyük bir kısmını alan internetin daha önce benim kullandığımdan farklı dünyalar da içerdiğini öğrendiğim kısmını sana anlatacağım...


Tuhaf ama ben çalışırken çok daha başka amaçlarla kullandığım internetin bazı insanların gerçekten yaşamlarının bir parçası hatta kazanç kapıları olduğunun, bazı insanların hayallerini yaşadığı yer olduğunun, bazı insanların yaşamlarını paylaştıkları, bazı insanların tecrübelerini paylaştıkları ve pek çok insanın da bu paylaşımları ciddi ciddi takip ettiği bir alan olduğunun ayırdına vardım... Bu yalnızca hani magazine ve ünlülerin-başkalarının hayatına meraklı Türk milletinin değil bütün dünya için geçerli.. Asıl beni şaşırtan da bu oldu zaten... Örneğin pek çok kişi blogları çocuklarının hayatlarını anlatıp onlarla ilgili yaşadıkları tecrübeleri paylaşmak adına yazıyor. Fotograflarını paylaşıyor... Arabalarını anlatanlar var... Sevgililerini...


Bir de forumlar var elbette... Burada da oldukça ilginç paylaşımlar oluyor... Aslında oldukça da faydalı buldum bunları... Sonuçta etrafındaki insanların tecrübeleri çoğu zaman senin için yeterli olmuyor... Aldıkları telefonlarda yaşadıkları sıkıntılar, arabalarında gerçekleşen arızalar, hamilelik süreçlerindeki doktor tecrübeleri, çocuğu olanların çocuklarıyla yaşadıkları tecrübeler, okul önerileri, meslek önerileri, dersane önerileri, özel ders veren öğretmen önerileri... Daha buraya yazarak bitiremeyeceğim pek çok şey...


Hayatını bir ekrana bağlamamak gerekli elbette bunu özellikle belirtmek de yarar var, ancak sosyal çevremizi ihmal etmeden interneti de hayatımızı kolaylaştıran ve keyifli vakit geçirmemizi sağlayan bir araç olarak kullanma fikri de hiç fena sayılmaz.. Sence???

13 Ocak 2013 Pazar

Mitolojik Öyküler ve Bilgiler-Episode III



 
Bugün de sana zavallı Arachne' nin öyküsünü anlatacağım...

Örümcekgiller olan Arachnida sınıfı bu addan gelir.. İyi de neden?? İşte sana yanıtı...
Efsaneye göre Lidya'lı güzel bir kızdır Arachne...Gergef işleyip oya yapmakta oldukça başarılıymış...O kadar başarılıymış ki arada sırada Nympha'lar bile, ormanlardan ve su başlarından ayrılarak onu izlemeye gelirlermiş. Bir gün periler ona "Bu kadar hoş gergef işlemeyi sana Zeka Tanrıçası Athena mı öğretti?" diye sormuşlar. Arachne ise biraz da gençliğin verdiği kibirle "O kim benimle boy ölçüşebilir, ben bu işte herkesi hatta Athena'yı bile geride bırakırım " diye karşılık vermiş... Haliyle  Hera'nın gelinliğini kendi elleri ile hazırlamış, insanların yaptığı bütün sanatların ve işlerin, özellikle kadınların yaptıkları ince nakışların işlemelerin koruyucusu iyi kalpli yumuşak Athena durumu duyunca öfkelenmiş...Ama yine güzel kızın yaptığı bu densizliği gençliğine vermek isteyip ona öğüt vermek amaçlı yaşlı bir kadın kılığına bürünüp Arachne' nin yanına gitmiş...

Uzun bir sohbetten sonra "Kızım " diye başlamış.. " İhtiyarlık insana yalnız keder ve üzüntü getirmez, tecrübe de getirir. Öğütlerimi yabana atma, evet sen sanatında çok başarılısın, bütün kadınları, kızları geçebilirsin fakat bir tanrıçanın gücü, sanatı her şeyin üstündedir. Kendini o kadar büyük görme." demiş...

Arachne ise inatçı "Ben gurura kapılmıyorum, kendimi büyük görmüyorum, gerçeği söylüyorum. İsterse Athena gelsin, ben onunla da yarışa girerim" demiş. İşte bu sözler üzerine Athena "İşte geldi" diyerek zeka tanrıçası ihtiyar kadın şeklinden çıkmış ve kendi tanrısal görüntüsüne bürünmüş. Bu kibiri yüzünden Arachne' ye bir ders vermek isteyen Athena  "Sen ölmeyeceksin fakat benimle boy ölçüşme cesaretini gösterdiğin için hayatını ağ üstünde asılı olarak geçireceksin" diyerek Arachne' yi bir örümceğe çevirmiş. 
İşte örümceğin ağ örmesinin ve adının nereden geldiğinin hikayesi de bu...



10 Ocak 2013 Perşembe

Çikolata, Dantel, Kanallar…Brugge


Geçmişten geleceğe inanılmaz bir yolculuk.

Görülmeye değer bir şehirden daha söz etmeden geçemeyeceğim… Kuzeyin Venediği de deniyor buraya…Ama Venedik ten çok Hansel ve Gratel masalından çıkma çikolata evlerle dolu bir orta çağ kenti… O kadar güzel ki seni bir masalın içinde tutuyor adeta…

Brugges (Brüj) (Hollanda’ca: Brugge, Fransızca: Bruges, Almanca: Brügge), Aslında adı eski İskandinav’ca iskele anlamına gelen "Bryggja" dan geliyor. Belçika' nın Flandra'nın Batı Flandra ilinin başkenti. Orta Çağ'dan kalma mimarisi (II. Dünya Savaşı'nda zarar görmediği için bozulmadan korunmuş), değişik çikolataları, danteli (diğer adıyla rahibe işi), kanalları ve Belçika birası (rengine, tadına ve sunuluş şekline göre çeşitlilik gösterir) ile ünlü turistik bir kent.

Brugges’ in  geçmişi yaklaşık 2000 yıl önce başlar. O zamanlar şehir bir Galya-Roma yerleşimiymiş. Brugges de erken Ortaçağ'dan geçiş dönemi izlerine rastlamak mümkün. Aziz Eligius yaklaşık 650 yıllarında buraya Hıristiyanlığı yaymak için gelmiş, Brugges belki de Flaman kıyı alanındaki en önemli sur kenti olmuş. Adı Brugges olarak dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren belge ve sikkelerde yer almaya başlamış. O zamanlar Brugges güçlü bir kale haline gelmiş. Ancak şehir İskandinavlar tarafından talan edilmiş. Brugges ve İskandinavya, arasındaki denizaşırı ticaret başlamış. Yani Brugges uluslararası liman faaliyetlerinde uzun bir geleneğe sahip. 1600' lü yıllarda Brugges denizcilikte mütevazı üne sahip bir taşra kenti olmuş. Brugges ün tüccar ruhu on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda da ortadan kaybolmamış.Ticari hayatını uluslararası boyuta taşımış. Brugges armatörlerinin ve satıcılarının hala İspanya, İngiltere, Doğu ve Batı Hint Adaları ile ticareti devam etmektedir.

11. yüzyılda Avrupa'nın ticaret merkezi olan Brüj, seller ve coğrafi değişiklikler yüzünden denizle bağlantısını bir iki kanal dışında kesmektedir. Günümüzde şehir merkezinin Kuzey Denizi kıyısında bulunmamasına rağmen, denize yakınlığı nedeniyle hâlâ bir liman kenti olarak anılmaktadır. Şehrin içindeki kanallar günümüzde ulaşım maksadıyla kullanılmakta olup, bunlarda turistik geziler de düzenlenmektedir.

Avrupa'nın günümüze kadar gelebilmiş önemli Ortaçağ kentlerinden biridir. Kentin, ortaçağdaki boyutlarının dışına hiç taşmamış olması ilgi çekicidir. XII. yüzyıl malikanelerinin arasından dolaşan pırıl pırıl kanalları ve çiçek pazarlarıyla gerçek bir âşıklar kentidir.

Şehri gezmek için şehir kartı çok işine yarayacaktır. Bu kart ile şehirde bulunan 22 müzeye ücretsiz girebilirsin. Ücretsiz bir şehir haritası edinebilirsin. Bazı konserlerde, belli oranlarda indirim bulabilirsin. Bisiklet kiralarken ve otopark ücretlerinde, tramvay ve otobüs biletlerinde yine belli oranlarda indirim sahibi olabilirsin.

Brugges şehri denilince, akla hemen “çikolata” geliyor. Şehrin sokaklarında gezinirken muhteşem bir çikolata kokusu hissedeceksin. Çünkü fabrikalar yanında, evlerde de çikolata imal ediliyor. Özellikle maharetli ustaların çikolatalara verdikleri şekiller, tam bir görsel güzellik. Noel öncesinde, çikolata dükkanlarının vitrinlerinde siyah, beyaz, meyveli, fındıklı ve sütlü çikolatalardan oluşan heykeller, anıtlar, görsel güzellikler gerçekten muhteşem.
Çikolata ile önem kazanan bu şehirde, çikolata tatmak için Stevin Plein bölgesindeki “Chocolate Line” denilen yere gidebilirsin.
Burada, yine yerel tat olarak öne çıkan bira tatmak istersen yaklaşık 300’e yakın bira çeşidi bulunan: “Kemelstraat üzerindeki “Brugs Beetje” denilen yerde deneyebilirsin.

Peki nerelerde gezilir dersen..Şehir sokakları zaten tam bir müze gibi ama en önemli yerleri işte sana :

ÇAN KULESİ:
Şehrin en ünlü ve sembol yerlerinden biridir. Yüksekliği: 83 metredir. 19’ncu yüzyıl sonunda, kulede; 48 çan bulunmak iken bugün 47 çan bulunmaktadır ve bunların ağırlığı: 27 tondur. Kule 1240 yılında, yapıldıktan sonra, hazine ve Belediye arşivleri olarak, 1280 yılındaki bir yangın sonucunda ise, gözlem kulesi olarak kullanılmış. 1483-1487 yılları arasında, kulenin üstü, tahta sivri bir çatı ile kapatılmış. 1493 yılında, bu üst bölüme yıldırım düşmüş ve çan yok olmuş. 1822 yılında, kulenin tepesine, çatı eklenmiş. Kule uzun yıllar boyunca, şehirde yaşayanlar için yangın alarmı, çalışma saatleri, sosyal-politik ve dini olayların zamanının belirlenmesi amacıyla kullanılmış. Daha sonra ise, bir saat mekanizması da eklenmiş.
Kuleye çıkmak için: 366 basamaklı merdiveni tırmanmak gerekiyor. Giriş ücretli.
CHURCH OF OUR LADY-MERYEM KİLİSESİ:
Kilisede, Hz. İsa ve Meryem resimleri yanında, özellikle Michelangelo tarafından yapılan heykeller dikkat çekiyor.
Yapının kulelerinin uzunluğu: 122 metre. Bu yükseklik nedeniyle burası dünyanın en uzun tuğla kuleleri olarak önem kazanıyor.
BEGUİNAGE:
Burada, ortaçağ döneminde yapılmış, birçok küçük bina görülmekte. Bunlar arasında bulunan, Katolik Kilisesi 13’ncü yüzyılda yapılmış. Bu konutlarda rahibeler oturuyor. Burası, ilk olarak 12’nci yüzyılda kurulmuş ve aynı dönemde, yani 1245 yılında, kadınların bir dini hareketi olarak değerlendirilmiş. Çünkü bölgedeki askeri savaşlar ve şiddet, birçok erkeğin canını almış ve erkekler savaşlardan geri dönmeyince kadınlar gelip buraya yerleşmişler, rahibe hayatı sürdürmeye başlamışlar. Şehrin zengin hayırseverleri ise, bunlara çeşitli yardımlar yapmışlar. Giriş ücretsiz.    
 
HOLY BLOOD BAZİLİKASI:
Küçük bir Roma Katolik kilisesidir. 12’nci yüzyılda alt ve üst şapel olarak inşa edilmiş. Alt şapel hemen hemen hiç değişmeden günümüze kadar kalmış. Üst şapel ise, 19’ncu yüzyılda yenilenmiş. Kilisenin ismi kutsal kan kilisesi olarak geçiyor. Bunun nedeni bazilikanın deposunda kanlı bir bez bulunması. Bu kanlı bezin Hz. İsa’ya ait olduğu söyleniyor. 12’nci yüzyılda, II.Haçlı seferi sırasında Kudüs alınarak, Alsace Thierry tarafından buraya getirildiği iddia ediliyor. Kanlı bez parçası bir Bizans dönemi parfüm şişesi içinde bulunuyor. Buraya getirildikten sonra, hiç açılmamış. Üzerinde altın bir iplik ve kırmızı mum ile mühürlenmiş. Her yıl bu kutsal emanet, şehrin sokaklarında, bir gün gezdiriliyor. Bu sırada 1600 mil uzunluğundaki törene katılanlar ortaçağ şövalyeleri ve Haçlı kıyafetleri giyiyorlar. Tören alayı görsel bir gösteriye dönüşüyor.
Kiliseye giriş ücretsiz, ancak hazine odasına girmek istersen ufak bir ücret ödemen gerek.
ST.SALVADOR KATEDRALİ:
Şehrin ana kilisesi... Şehre yapılan saldırılardan zarar görmeden kurtularak, günümüze kadar sağlam olarak gelmiş. İlk yapılışı 10’ncu yüzyıla kadar uzanmakta. Belediye binasının tam ters istikametinde, şehrin merkezinde bulunmakta. 1834 yılında kilisenin statüsü, katedrale dönüştürülmüş. Ancak, yapının dış görünümü, katedral görüntüsü vermiyor. 1839 yılında, katedralin çatısı, bir yangında çökmüş. 12’nci yüzyılda yapılan kulesi orijinal halinde bırakılarak, aynı yıllarda katedralde büyük restorasyon çalışmaları yapılmış.
Katedralin içinde 1731 yılında, Jasper van der Borch tarafından yapılan bir duvar halısı var. Katedral ve hazine bölümüne giriş ücretsiz.
BEİSBROEK GÖZLEM EVİ:
Burası bir rasathane. Buradan yıldızlar, güneş ve gezegenler görülebiliyor. Giriş ücretli.
BREWERY DE HALVE MAAN-BİRA FABRİKASI:
Şehrin geleneksel bira markası, öte yandan gururu… 1546 yılında kurulmuş. Bu lezzetli bira; malt, şerbetçiotu ve maya ile yapılıyor. Biranın üretim süreci ve geçmişi hakkında bilgi almak istersen, fabrika içindeki rehberli turlara katılabilirsin. Her saat başı yapılan bu turlar, yaklaşık 45 dakika sürüyor ve az da olsa bir ücreti var.
CONCERTGEBOUW-CONCERT HALL-KONSER SALONU:
Şehrin en büyük salonu. Tasarımı yenilik ve modernliği bir arada sunmakta. Mimarları Paul Robbrecht ve Hilde Deam. Çağdaş bir kültür salonu olarak, 2002 yılı Avrupa Kültür Başkenti seçimi öncesinde yapılmış. Kule bölümünde, 300 seyirci kapasiteli, oda müziği konser salonu bulunmakta. Esas konser salonu ise, 1300 koltuklu. Burada, her yıl, 100’den fazla klasik müzik, caz konseri, müzikal tiyatro ve görsel sanatlar alanında etkinlik düzenlenmekte.    
 
MARKT MEYDANI:
Burası, şehrin en göz alıcı mekanı...Ortaçağ döneminde, şehrin merkezi olarak kullanılmış. Meydanın çevresi, şirin kafelerle çevrili. Ortasında ise, 14’ncü yüzyılda Fransa’ya karşı yapılan savaşta ölen, Flaman kahramanlar Yan Redil ve Peter De Caning’in heykelleri var. Meydan şehirlilerin buluşma noktası. Ayrıca, şehre gelen turistler de, çoğunlukla zamanlarını bu meydanda geçiriyorlar. Hatta çoğu kez, meydanda bir grup tarafından klasik müzik konserleri bile verilmekte.
ADALET SARAYI:
Klasik-barok tarzda olan bina ilk olarak 1787 yılında yapılmış olmasına rağmen, 1878 yılındaki bir yangında yok olunca, günümüzdeki bina halini almış...
MİNNEWATER-AŞK GÖLÜ:
Minne: Flemenkçe’ de “aşk” anlamına gelmekte. Kanalize bir göl. Sakinliği ve romantikliğiyle, burayı mutlaka görmelisin. 1740 yılı yapımlı köprü üzerinden, şehrin harika-panaromik manzarasını izleyebilirsin. Gölün ilk yapılış amacı kanallar içindeki su düzeyini tercih edilen seviyede tutmak... Bu gölde şehrin sembolü olan “beyaz kuğular” yüzmekte. Gölün çevresindeki kaliteli restoranlarda buraya özgü yöresel lezzetlerden tadabilirsin. Bu arada, arzu edersen, göl çevresinde “fayton” turuna da çıkabilirsin.


GROENİNGGE MÜZESİ:
Burası Flaman ve Belçikalı sanatçıların resimlerinin sergilendiği bir yer. Rönesans ve barok ustalarının resimleri, genellikle 18 ve 19’ncu yüzyıllardan kalmadır. Burada eserleri bulunan sanatçılar: Jan van Eyck, Gerard Davit, Hironymus Bosh.


DANTEL MÜZESİ:
Müzenin bulunduğu bina 15’nci yüzyılda Kudüs şapeli olarak Adornes ailesi tarafından yaptırılmış. Müzede dantel gereçleri ve birçok dantel örneği sergilenmekte. Ayrıca bir de dantel satış mağazası bulunuyor. Giriş ücretlidir.

CHOCO-STORY- ÇİKOLATA MÜZESİ:
Şehir merkezindeki tarihi Sint-Jansplein binasında. Geçmişte bu binada bir şarap evi, pasta fırını ve mobilya üreticileri barınıyormuş. Müzeyi ziyaret edersen çikolatanın sağlık için yararları ve çeşitleri gibi, değişik etkinlikleri izleyebilirsin. Giriş ücretli.
PATATES-FRİES MÜZESİ:
Müze binası, şehrin en eski ve en iyi korunmuş tarihi binalarından. Yapı 1399 yılında yapılmış. Dünyada benzeri bulunmamakta. Bu müzede ilk patates kızartması ve patates kökenli birçok obje sergilenmekte. Bunlar arasında patatesin ekimi sırasında kullanılan makineler, hasat, soyulma, kızartma aşamalarında kullanılan objeler var. Müzenin bodrum katında ise muhteşem lezzetli soslar eşliğinde, Belçika patates kızartmalarından tadabiliyorsun. Giriş ücretli ama çok küçük bir meblağ ayrıca o patateslere değer
J
LUMİNA DOMESTİCA MÜZESİ:
Burası, bir aydınlatma müzesi. Müze içinde aydınlatma araçlarının tüm geçmişi görülebilir. Bu uzun yolculukta meşale ve kandilden başlanıyor elektrik, Leb ampulleri ve günümüze kadar ulaşan aydınlatma teknolojisi ürünleri sergileniyor. Sergilenen toplam ürün sayısı: 6000 civarında. Giriş ücretli…
ELMAS MÜZESİ:
Müze Avrupa’nın eski elmas merkezlerinden biri olan şehrin, geçmişini sergilemekte. Burayı ziyaret edersen Belçika’ nın en önemli ihraç ürünlerinden olan elmas hakkında, ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.Giriş ücretli.
DALİ GALERİSİ:
Ünlü sanatçı Salvador Dali’nin grafik sanat, heykeller ve çizimlerinin fantastik koleksiyonun kopyalarının bulunduğu bir galeri.
SEAPARK-DOLPHİNARİUM:
İlk olarak 1938 yılında açılmış. Burada bir akvaryum içinde yunus gösterileri sergileniyor.
Gezerken at arabalarına dikkat etmeyi unutma…Zira kullanıcılarının % 90’ ı kadın J Ayrıca mutlaka ara sokaklardaki çikolata üreten ufak dükkanlara ve güzelim dantel satan hediyelik eşya dükkanlarına da uğramayı unutma… Manastır içindeki ağaçlık alanda ve Aşk Gölü’ nde mutlaka fotoğraf çek… Zaten fotoğraflayacak daha bir çok yer bulacaksın…Hımm unutmadan söyleyeyim; pek çok dükkan ve mağaza, saat: 18.00’de kapanıyor, sabah ise, 09.00’da açılıyor. Büyük süpermarketler ise, şehir merkezi dışında.

120.000 bile olmayan nüfusuyla, ortaçağdan günümüze dek hemen hemen hiç değişmeden ve ortaçağdaki boyutlarının dışına dahi taşmamış Brugges’e Brüksel üzerinden bir saatlik tren yolculuğuyla ulaşabilirsin.

İyi gezmeler…

Kaynaklar :

9 Ocak 2013 Çarşamba

Neler Yaptım Kaybolalı...

Aslında çoook da birşey yapmadım... Bebik için rutin doktor kontrollerinin dışında bir de evde yine bebik için hazırlıklar vardı... Odası boyanmış, parkeleri cilalanmış, mobilyaları yerleştirilmişti ama daha dip köşe temizliği yapılmamıştı. haliyle onlar halledildi bu aralıkta.. Araya bir de Van Gogh sergisi sıkıştırıldı :)

Sergi Abdi İbrahim' in kuruluşunun 100. yılı için düzenlediği ilkini İstanbul' da yaptığı "Van Gogh Alive" sergisiydi... Van Gogh zaten sevdiğim ve ilgi duyduğum bir ressamdır ama sergi gerçekten de çarpıcıydı... Çok etkilendim..Başarılı bir düşünce ile inanılmaz bir görsel gösteri hazırlamışlar aslında...Teknoloji ile sanatı buluşturmuşlar, duvarlara, yerlere, kolonlara Van Gogh'un en bilinen eserlerini yansıtmışlar... Sadece eserleri değil karakalem çalışmaları, yazdığı mektuplar.... Yaklaşık 20-25 dk lık bir gösteri ama içeride nerede konumlandığınız da çok önemli... farklı açılardan farklı keyifler alabilirsiniz...anlatması zor aslında baş döndürücüydü...Müzikleri de inanılmaz güzel seçmişler...gerçekten içindeymişsiniz izlenimi yaratıyor... İnanılmaz keyif aldım... 


Kaçıranlar için üzgünüm.. belki Abdi İbrahim bir güzellik yapıp sergiyi tekrarlar...


3 Ocak 2013 Perşembe

Fareler ve İnsanlar- John Steinbeck


Al sana bir sakıncalı kitap daha...Steinbeck in bir çok kitabını okudum. Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazardır... Kitap dehşet derecede güzeldir... Ağlamaktan konuşamadığım, günlerce etkisinden çıkamadığım kitaplardan biri... Bir insanlık dramı.... Belki bu yönünden sakıncalı... Ama kitabın verdiği dersler ve yarattığı o inanılmaz duygu kitabı defalarca okutuyor...
Zeki ve kinik bir adam olan George Milton ile ismiyle tezat oluşturacak şekilde iri ve çok güçlü ama akli dengesi bozuk olan Lennie Small, Büyük Buhran sırasında çiftlikten çiftliğe dolaşarak iş arayan göçmen toprak işçilerinden ikisidir. Kaliforniya' daki Salinas Vadisi'nde, Soledad yakınlarında bir çiftlikte iş bulurlar ve para biriktirmek için çalışmaya başlarlar. Kendilerine ait bir parça toprak edinip oraya yerleşmeye dair ortak bir hayalleri vardır. Lennie bu hayali George'a defalarca anlattırır ve en çok da besleyip okşayabileceği yumuşak tavşanlarla ilgili kısmını sever. George da Lennie'nin bu takıntısını, onu korumak için, başını belaya sokarsa tavşanlara bakmasına izin vermeyeceğini söyleyerek kullanır. İkili, daha önce çalışmakta oldukları Weed' deki çiftlikten, Lennie'nin yumuşak şeylere dokunma takıntısıyla bir genç kadının elbisesini okşamasının tecavüz girişimi olarak görülmesi sebebiyle kaçmışlardır.

Yeni çiftlikte, ikilinin hayali gerçek olmaya daha da yaklaşır. Yaşlı ve bir elini çiftlikte kaybetmiş bir işçi olan Candy, ikiliyle parasını birleştirmeyi ve böylece ay sonunda hayallerindeki çiftliği satın almayı önerir. Ancak bu hayal, çiftlik sahibinin oğlu olan Curley'nin genç ve güzel karısının Lennie tarafından saçını okşamaya çalışırken yanlışlıkla öldürülmesiyle suya düşer. Curley hemen bir linç grubu oluşturur. Diğer işçiler gibi yalnızlık ve acı dolu bir hayat sürmeye mahkûm olduğunu anlayan George, arkadaşının, intikam peşindeki Curley tarafından vahşice öldürülmesini istemez. Lennie'yi onlardan önce bulur….

Kitabın sonu zaten insanı bitiren noktası... Kime üzülsün insan kavrayamıyor...

Şeker Portakalı-Jose Mauro de Vasconcelos


 
Bu kadar muhabbetten sonra neymiş bu Şeker Portakalı diye soran olur mu bilmem..Ama benim aklıma düştü ya bir kere neresinde ahlaksızlık var diye işte sana da özetini vereyim dedim; sen de bir bak belki bir daha okursun benim gibi...Ama kitabın bir de serisi var...Zeze büyüyor...Güneşi Uyandıralım ve Delifişek...Bunlara da bence bir göz at...Kitaplar keyifle okunuyor...
Zeze çok çocuklu yoksul bir ailenin ince ruhlu, zeki ancak anlaşılamamış, yaramaz çocuğudur.  Olaylar işsizlik yüzünden ruhsal bunalımlar geçiren bir baba, kardeşlerinin sorumluluğunu üstlenmiş bir ağabey ve ablalar etrafında gelişir. Küçük kardeşi Luis henüz yaşananları algılayamayacak kadar küçüktür. Anne karakteri ise siliktir. Çünkü anne, ailenin geçimini sağlamak için çalışmak zorundadır ve çocuklarına ayıracak hiç vakti yoktur. Kısacası aile fertleri Zeze’yi anlayabilmekten çok uzaktır. 

Zeze’nin mahalledeki insanlara yaptığı, çoğu kez zarar verme boyutuna ulaşan, şakalar ve yaramazlıklar, aslında yaşadığı yalnızlık duygusundan kaynaklanır. Ama o çevresindeki insanların söylediği gibi kendini “şeytanın vaftiz oğlu” sanır. Kötü bir çocuk olduğuna inanır. Yüreğindeki sevgi açığını kapatmak için hayali arkadaşlar yaratır. Bunlardan biri bir yarasadır. Diğeriyse yeni evlerine taşındıklarında her çocuğun bahçedeki ağaçlardan birini seçmesiyle ortaya çıkar: Hiç kimsenin beğenmediği bir şeker portakalı fidanı... Zeze, bu hiç de adil olmayan paylaşımda payına düşeni kabullendiğinde artık bir dostu daha olmuştur. Onlara isim takar ve onlarla konuşur. 

Aile fertleri dışında Zeze’yle ilgilenen birkaç kişi göze çarpar. Bunlardan biri Edmundo Dayı, diğeriyse Zeze’nin öğretmenidir. Edmundo Dayı ona aradığı sevgiyi değilse de en azından ara sıra para verir ve kendince yeni şeyler öğretir. Öğretmense söylenenlerin aksine Zeze’nin mükemmel bir çocuk olduğu görüşündedir. 

Bir süre sonra bir sokak şarkıcısı ortaya çıkar. Zeze onunla birlikte sokak sokak dolaşıp şarkı söylemeye başlar. Bu Zeze’nin severek yaptığı tek şeydir. Adam açık saçık şarkılar söylediği için babası onunla arkadaşlık etmesini istemez. Zeze bunu anlayamaz. Çünkü söylediği şarkıların anlamını bilmez. Bir gün sırf babasını mutlu etmek için ona bu şarkılardan birini söyler. Ve hayatının en kötü dayağını yer. Bu olaya en çok Gloria üzülür; aile fertlerinin onu dövmelerini yasaklar. 

Zeze, en büyük dostunu yine bir yaramazlık sonucu tanır. Bu daha çok tehlikeli bir oyundur. Hareket halindeki arabaların arkasına yapışıp rüzgarı ve hızı hissetmek, onun deyimi ile yarasa olmak... Portekizli Manuel Valadares ‘in arabası çok fiyakalıdır. Bu yüzden yarasa olma oyununu bu araba üzerinde denemek için büyük bir istek duyar ve iş başındayken yakalanır. Portekizli poposuna vurup onu çevredeki herkese karşı rezil etmiştir. Yüreği yoğun bir nefret duygusuyla dolar. Sonraları onu daha yakından tanıma şansına sahip olur. Ve bu adam yaşamdaki en çok sevdiği insan haline gelir. 

Babasından yediği dayaktan sonra intihar etmeyi düşünür. Ama Portekizli’nin desteğiyle vazgeçer. Ondan kendisini evlat edinmesini ister. Ne yazık ki adamın ömrü buna yetmez. Bir süre sonra ölüm haberi gelir. Talihsiz bir trafik kazası geçirmiştir. Portekizli’nin ölümü Zeze’yi yaşamdan koparır. Daha sonra kendi içinde yaşadığı bir iç savaş başlar. Bu birkaç günlük süreç aynı zamanda Zeze’nin büyüme sürecidir. Hastalığı esnasında şeker portakalının çiçek açtığını öğrenir. Ama artık ne o, ne de yarasa önemlidir. Yaşadığı büyük acı Zeze’yi olgunlaştırmıştır.

Bir de sen bak işte neresinde bunun uygunsuzluk...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...