13 Aralık 2012 Perşembe

Şarabın Tarihçesi


Nereden çıktı şimdi bu diyebilirsin…Anılarım depreşti diyelim. :)

Geçen gün internette takılırken birkaç yazı ilişti gözüme birkaç da reklam… Sonra üniversitede “endüstriyel mikrobiyoloji” dersinde gittiğimiz iki fabrika gezisi geldi aklıma… Türkiye’ nin en meşhur bira fabrikalarından biri ve Türkiye’ nin en meşhur şarap fabrikalarından biri… İkisinde de çok farklı şekillerde ağırlandık…Bir tanesi soğuk ve resmi bir tanesi ise oldukça sıcak ve samimi… Bir tanesinde çalışan erkeklerin %90’ ı göbekli, bir tanesinde çalışan erkeklerin hepsi slim gibi :) Ooo daha anlatacak çok şey var ama bu gezi yazımı başka zamana bırakacağım. Çünkü oldukça keyifli anlar geçirdiğim bu geziyi bambaşka bir modda anlatmak isterim.


Gelelim şarabın tarihçesine… Şarap anlatmaya başlamadan önce Dionysos’ la başlamak gerek…Eee ne de olsa Bağ Bozumu Tanrısı’dır ve ilk şarabı kendisinin yaptığı düşünülmektedir. Şarap üretilen pek çok yerde de adına rastlamak mümkündür. Zeus ile Semele’ nin oğlu…On iki Yunan tanrısından biri… Her zamanki gibi Zeus bir yasak aşk yaşar. Karısı Hera Semele’ yi kıskanır. Yaşlı bir kadın kılığına girer ve Semele ’ye Zeus’ un ona güçlerini göstermesini söylemesini söyler. Zeus gücünü gösterirken Semele yanar ve karnındaki yedi aylık bebeğini düşürür. Zeus bebeği kurtarır ve baldırında saklar. Daha sonra Tanrı Dionysos Zeus’un baldırından doğar. Sembolü olan asma ağacı gibi ölüp yeniden doğar, haz ve acı arasında iki uçta gider gelir. Bu yüzden psikiyatride manik depresif duygu durumunu temsil eder.

İlk şarabın ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Asmanın doğal olarak yetiştiği herhangi bir yerde ve ortamda oluşmuş olabilir. Arkeologlar, kazılarda bulunan üzüm posalarından üzümün doğal veya düzenli ekim ürünü olup olmadığını anlayabilmektedir. Kafkasya bölgesinde bulunan düzenli ekime ait ilk izler M.Ö. 7000 yıllarına kadar uzanmaktadır.
  
Şarabın en çok etkilediği medeniyetler eski Yunan ve Roma medeniyetleri, Mısırlılar ve Babillilerdir. Eski Mısır’da duvarlarda şarap resimlerine rastlanmış, hatta şarap listeleri bulunmuştur. Mısırlıların daha da ileri giderek ilk üzüm bağları, üreticileri, bağbozumu ve şarap etiketleri hakkında kayıt tuttukları belgeler bulunmuştur. Şarap dükkanlarının işletilmesi üzerine ilk yasaları da Babilliler çıkartmışlardır.

Yunanistan’da aristokrasinin yükselişi döneminde ekonomik faaliyetler arasında en belirgin olanı şarap üretimi ve ticaretidir. Bu dönemde aristokratların büyük çiftliklerde şarap ve zeytinyağı üretimine başlamaları, köylü sınıfına göre zenginleşmelerine yol açmıştır. Deniz ticaretinin de önde gelen toplumlarından olan Yunanlılar ve özellikle Finikeliler, bağcılık kültürünü Akdeniz’in batısına (Kuzeybatı Afrika, Sicilya, Güney İtalya, İspanya ve Fransa) taşımış ve ilk bağlar M.Ö. 500 yıllarında Güney Fransa’ya yerleşen Yunanlı göçmenler tarafından kurulmuştur.  Ancak bağcılığın gelişmesine Romalılar damgasını vurmuştur. Bundan dolayı Heredot, İtalya’ya şarap memleketi (öntoria) adını vermiştir. 

Roma İmparatorluğu’nun genişlemesiyle birlikte bağcılık Almanya’nın Ren Vadisi’ne ulaşmış, imparatorluğun çöküşü ile birlikte şarap ticaretinde önemli bir gerileme yaşanmış, ama bu dönemde bütün Avrupa’da hızla yayılmakta olan Hıristiyanlığın etkisi ile şarap ticareti yeniden gelişme göstermiştir. M.S. 500-1000 yılları arasında (orta çağ) bağcılık ve şarapçılık manastırların himayesinde gelişimini sürdürmüştür. Pek çok savaş ve kıtlık geçirmesine rağmen bağcılık, Avrupa'daki önemini ve gelişimini günümüze kadar sürdürmüştür.



Anadolu’ da çıktığı var sayılan bağcılık kültürünün şu an Fransa ve İtalya’ da oldukça yaygın olarak yapıldığını hatta buralarda özel üretim köylerinin olduğunu hepimiz biliyoruz. Yine de uluslararası piyasalarda Türk şaraplarının kalite ve değer üstünlüğü kabul edilmiştir. Dünyanın 5. büyük bağcı devleti olan ülkemiz, şarap festivallerinde kazandığı altın madalyalarla da kendini kanıtlamıştır. 

Şarabın sağlık açısından da pek çok kanıtlanmış yararı bulunmaktadır. Ama bunlar da başka bir yazı konusu… Şimdilik dalda durmayan üzümü fermante edip afiyetle içelim. Sen tabakta da alabilirsin ben bardakta tercih ederim J

Sevgiler…

Kaynaklar :
http://www.diren.com.tr/WineCulture.aspx?ID=1


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...