29 Kasım 2012 Perşembe

Okulöncesi Eğitimin Önemi


Son birkaç aydır toplumda eğitim sistemi ve eğitim konuları bu kadar gündem konusu iken benim de bu duruma rastlantısal olarak balıklama bir dalışım oldu. Tam da eğitim sisteminin değiştiğinin gündeme geldiği ve bunun tartışmalarının devam ettiği sırada benim de bir çocuğum olacağını öğrendim. Elbette ilk konuya müdahil oluşum böyle başladı… Bir iki ay sonra çok değer verdiğim çok sevdiğim ve önemsediğim 30 yıldır çocuk gelişimi konusunda çalışan “halam” dediğim annemin kuzeni bir gündüz bakım evi açtı. Ben de elimden geldiğince etüt kısmında çocuklara fen ve teknoloji derslerinde yardımcı olmak için çalışmaya başladım. İşte ikinci kez konuya müdahil oluşum da bu şekilde oldu. Burada kaldığım bu kısa süre zarfında kreş ve etüt çocukları arasında yaptığım gözlemleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Eğitim konusu oldukça geniş bir konu. Bu konu ile ilgili paylaşımlarım devam edecek. Ama bu yazımda konuları çok da dağıtmayacağım. Önceliğim okul öncesi eğitimin önemi olacak.

Okul öncesi eğitimin amacı çocuklarda öğrenmeye ilgi uyandırmak ve çocuğun varolan yeteneklerini görünür kılmaktır. Çocuklar bu dönemde paylaşmayı, dayanışmayı, sosyalleşmeyi ve birlikte çalışmayı öğrenirler. Bu dönem, araştırmacılar için çocuğun yüksek öğrenme potansiyeline sahip olduğu bir dönem olarak görülür.

Okulöncesi eğitimin çocuk üzerindeki etkilerini inceleyen pek çok yabancı araştırmacı araştırmalarından şu verileri elde etmişlerdir: “İyi bir okulöncesi eğitim çocuğun sosyal becerilerini geliştirmektedir. Bazı durumlarda bu etki birkaç yıl sonra bile ayırdedici bir nitelik olarak gözlenebilmektedir. Eğer çocuğun ev ve okul dışı ortamı gelişmeyi olumlu yönde uyaracak bir nitelik taşımıyorsa, bu gibi çocuklarda okulöncesi programları dil ve zihin gelişiminde açık biçimde etkileyici olmaktadır.” 

3 yaşına kadar bir çocuğun beyni bir yetişkinden 2,5 kat fazla çalışır, 6 yaşına kadar bir profesörden 2 kat hızlıdır. Yapılan tüm uluslararası araştırmalar ve uygulanan testler göstermektedir ki 0-6 yaş grubunda, gelişim düzeyinde okul öncesi eğitimi almış çocukların, akademik programlarda eğitim almış olanlara göre 1. sınıf başarı düzeyleri daha yüksektir ve okuma yazmaya daha hızlı geçmektedirler. 12 yaşında IQ değerleri 5 puan daha yüksektir, 15 yaşında yetenek sınavlarında % 90 -100 arası başarı sağlarlar. % 65’i liseyi, % 45’i üniversiteyi sorunsuz kazanır ve bitirir. Yetişkin olduklarında dış dünyayla kolay ve sağlıklı iletişim kuran, sosyal insanlar olurlar. 

Okul öncesi eğitim neden gereklidir:

  • Çocukta zeka gelişiminin %70 lik kısmı 7 yaşına kadar tamamlanır ve öğrenme becerisi bu yaşlarda gelişir.
  • Çocuğun grup içine katılması, sağlıklı ilişkiler kurması, kültürel değerlerine sahip çıkması, sosyalleşmesi gibi olgular bu yaşlarda gelişir. 
  • Bu dönemdeki sapma ve olumsuzluklar çocuğun bütün yaşamını olumsuz yönde etkiler.
  • Farklı kültür ortamlarından ve ailelerden gelen çocuklar ortak bir yetişme ortamına okul öncesi eğitim kurumlarında ulaşır. Çocuk kendine güven duygusunu bu kurumlarda kazanmaya başlar.
  • Dilini doğru, yanlışsız ve güzel konuşma özelliğini bu yaşta öğrenir. Toplumu, çevreyi, evreni ve insan davranışlarını tanımaya başlar.
  • Nesneleri, eşya ve varlıkları, temel bir takım becerileri, davranışları, olumlulukları ve olumsuzlukları öğrenmeye başlama yaşı 4-6 yaşları arasındadır.


Tıp ve eğitim alanında yapılan araştırmalar ilk altı yaşın tüm gelişim alanları için önemini ortaya koymuştur. Bu bilinçle, gelişmiş ülkelerde okul öncesi eğitimden yararlanma oranı oldukça yüksektir ve bu alanda kalite ve verimin arttırılması için sürekli çalışmalar yapılmaktadır.

Yapılan pek çok araştırma gösteriyor ki ilkokula başlayacak bir çocuk belli bir hazır bulunuşluk düzeyine gelmeden yapılan başlangıçlar başarısızlıkla sonuçlanmakta ve bu durum hem çocuğu duygusal anlamda örselemekte, hem de bu başarısızlık duygusunu yaşadıktan sonra yapılacak çalışmaların etkinliği, başta alınacak önlemler kadar güçlü olamamaktadır.

Türkiye’de son yıllarda yapılan çalışmalarla okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılmasına hız verilmesine rağmen bu kurumlardan yararlanma oranının düşük olduğu görülmektedir. Türkiye’de, Okulöncesi eğitimden yararlanan çocuk oranı %39’dur (MEB 2010).  Doğal olarak bu eğitimden yararlanan ve yararlanmayan çocukların hazır bulunuşluk düzeylerinde farklılıklar oluşmaktadır.

Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ nde yapılan bir araştırmaya göre okulöncesi eğitimin ilköğretim birinci sınıf öğrencilerinin okula hazır bulunuşluk düzeylerine etkisi cinsiyet, anne ve baba öğrenim düzeyi değişkenlerine göre incelenmiş ve aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır:

  • Okul öncesi eğitim alan çocukların okula hazır bulunuşluk düzeyleri, okul öncesi eğitim almayan çocuklara göre daha yüksektir.
  • Okul öncesi eğitim alan ve almayan çocukların cinsiyete göre okula hazır bulunuşluk düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.
  • Anne ve babası lise ve yüksek öğrenimli olan çocukların okula hazır bulunuşluk düzeyleri, anne ve babası okur-yazar olmayan, okur-yazar ve ilköğretim mezunu olanlara göre daha yüksek bulunmuştur.

Şu an etüt sınıfımda ilkokula yeni başlayan bir minik öğrencim var. Onunla ders yapması keyifli olduğu kadar yorucu da. Çünkü sevgili öğrencim çok naif ve oldukça sessiz, uyumlu ve güzel ancak bu yaşına kadar babaanne ile büyümüş olan miniğim bırakın okuma yazmasını kalem tutmasını bile yeni öğreniyor. Sayıları görsel olarak tanımayı bırakın sayma konusunda bile oldukça zayıf. Görsel hafızası çok yetersiz. Dolayısı ile harfleri tanımakta zorlanıyor. Bir satır yukarıda yazan sözcüğü aşağıdaki satırda yeniden tanıması pek de olası olmuyor. Miniğim bu şartlar altında hem okumakta güçlük çekiyor hem de farkında olmadan okuma yazmaya karşı bir tavır içerisine giriyor. Onun için şu anda hamurla oynaması daha keyifli. Aynı kreş kısmındaki 2-3 yaş grup minikler için olduğu gibi… Oysaki kreşimizdeki 3 yaş ve üzeri miniklerimiz benim ilkokula giden naif öğrencimden çok daha gelişmiş bir hafızaya, sayma bilgisine ve kalem tutuş becerisine sahipler. Öğrencim kendini ifade etmekte onlardan çok daha yetersiz. İletişimde daha başarısız.

Anlaşılacağı gibi çocuğun alacağı okulöncesi eğitim çocuğu birey olma yolunda oldukça geliştirecek hem de ilkokula hazırlamış olacaktır.

İşte bu gözlemler bana okul öncesi eğitimin ne kadar önemli olduğunu birebir yaşayarak da tekrar kanıtlamış oldu. Böylece bu yazıyı paylaşma gereksinimim oluştu.

Sevgili anneler ve babalar;

Çalışmıyor olmanız çocuğunuza bu yetileri kazandırabilecek zamanınız olacağı anlamına gelmiyor. Elbette ebeveynler çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda oldukça önemli bir yer alıyorlar. Bu kesinlikle yadsınamaz bir gerçek. Çocuk en temel ahlaki eğitimini aile de alıyor. Bu da zaten başka bir yazımın konusunu oluşturacak. Ancak okulöncesi kurumlarda aldıkları eğitimleri bu işte uzman kişilerce aldıklarını asla unutmamalısınız. Onlar hangi yaş grubuna ve hangi düzey çocuklara nasıl ve ne şekilde, ne eğitimi verilmesini biliyorlar. Lütfen onlara güvenelim. Yardım alalım…

Kaynak :

27 Kasım 2012 Salı

Masal Yolu


küçüklüğümün anısına...

Herkes bilir; her efsanede ufacık da olsa biraz gerçek payı vardır.

İlk kez bir dergide karşılaştığım bu yolculuğa hemen bu yaz çıkmalıyım diye düşünmüştüm…Çıkamadım…Yeni masallar okuyacağım minik bir bebeğim olacağını öğrendim. Karar verdim; bebeğime okuduğum masalların yolunu küçük kızımla gezeceğim. Ama ben gezmeden sizler bu yolu hemen keşfedin istedim. Bunun için de sizlere aşağıdaki yazıyı derledim…
Sizi bir yolculuğa çıkaracağım... Masalların yolculuğuna..Belki de bu yazıdan sonra gitmek için hemen hazırlıklara başlarsınız...

Grimm Kardeşlerin izinde masallar ülkesine seyahat

Almanya’nın en eski rotalarından biri olan ‘Masal Yolu’, Hanau’dan Bremen’e 70’in üzerinde şehir ve kasabayı birbirine bağlayan, muhteşem görüntüler eşliğinde kendi masalınızı yaşatacak bir rota. Masal yolu, çocukluğunda dinlediği masalları yerinde görmek isteyenlere ortaçağ kasabaları, büyülü kaleleri ve peri masallarındaki saraylarıyla ‘gerçek’ bir deneyim vaad ediyor. Bu 600 kilometrelik yol boyunca, karşınıza bir anda korkusuz Çizmeli Kedi çıkarsa, hapis olduğu kulesinde Rapunzel’i görürseniz ya da kulağınıza Fareli Köyün Kavalcısı’nın flütünün melodileri gelirse şaşırmayın.

Rotanın ilk durağı Hanau… Hanau, Almanya'nın Hessen eyaletine bağlı, bir şehridir.  Jacob ve Wilhelm Grimm kardeşlerin 1785-1786 yıllarında doğup büyüdükleri şehir olan Hanau’da, Goldsmith Müzesi, Hanau hanedanlığından kalan tarihi mirası tüm güzelliği ve barok yapısıyla gözler önüne seren Phillipsruhe Şatosu ve Dünya’nın en büyük oyuncak bebek müzelerinden biri olan “oyuncak müzesi” görebileceğiniz yerler arasında…Konaklamada ise seçenek çok. Geceliği 53 € ile 497 € arasında değişen fiyatlarda oteller bulmak mümkün.

İkinci durak Steinau… Babaları Philipp Wilhelm Grimm’ in 1791 yılında Steinau’ ya memur olarak atanmasıyla Grimm kardeşlerin hayatında yeni bir dönem başlamış olur. Burada Grimm kardeşlerin büyüdükleri sonradan müzeleştirilen evi görmek mümkün. Ayrıca Kukla gösterilerinin yapıldığı Masal Tiyatrosunu da görmeden buradan ayrılmamak gerek. Steinau da konaklarken yakınlardaki Avrupa’nın en büyük volkanik bölgesi olan Hesse’nin kalbindeki Vogelsberg Doğal Parkı’nı da ziyaret edebilirsiniz. Yeşilin her tonunun keyfini çıkarabileceğiniz park,Hoherodskopf gölü, Niddastau gölü ve Niedermoser gölü ile yaz aylarında oldukça popüler yerler arasında. Konaklamada ise bu kasabada çok da fazla seçeneğimiz yok. Ancak önceden ayarlama ile ucuz ve temiz oteller bulmak mümkün.

Üçüncü durak Kırmızı Başlıklı Kız’ ın kasabası, Alsfeld. Alsfeld’ in birbirinden sevimli yarı-ahşap evleri, Kırmızı Başlıklı Kız’ın müzesi ve 1512 yılında inşaa edilmiş masal şatolarını andıran belediye binası masal diyarında olduğunuzu her an anımsatıyor size. Konaklama için de oldukça fazla seçenek bulmak mümkün. Bütçenize uygun otellere ufak bir tarama ile ulaşabilirsiniz.

Kırmızı Başlıklı Kız’ın dolaştığı ormanın ayak izlerini takip ederek Alsfeld kasabasının ardından üçüncü durak olan Marburg’a geçebilirsiniz. Marburg; Almanya'nın Hessen eyâletine bağlı Lahn nehrinin kenarına kurulmuş bir şehirdir. Frankfurt'un yaklaşık 100 kilometre kuzeyindedir. Ülkedeki oldukça eski bir geçmişe sahip en önemli öğrenci şehirlerinden biridir. Aynı zamanda Grimm kardeşlerin de eğitimlerini devam ettirdikleri, Almanya’da Romantizmin beşiği Marburg görmeden dönmeyeceğimiz kasabalar arasında yerini alıyor. Takdir edersiniz ki bir üniversite şehri olarak konaklamada da oldukça fazla seçenek bulmak mümkün.




Dördüncü durak olan Masal Yolu’nun baş şehri Kassel’ e doğru giderken yolunuzun üzerinde olan Homberg ve Fritzlar kasabalarını da gezme fırsatınız olacaktır. Grimm Kardeşlerin ekonomik zorluklardan ötürü babalarının ölümünden sonra teyzelerinin yanında tam 10 yıllarını geçirdikleri Kassel; Kathedrali ve Pazar yeri ile meşhurdur. Avrupa’nın en büyük barok parkı olan Kassel-Wilhelmshohe Parkını gezerken, Wilhelmshohe Sarayı ve bahçesinde 18. Yüzyıl başlarında yapılan Herkül heykelinin altında durup şelalelerin, havuzların, ormanın ve Kassel şehrinin görsel şölenini yaşayabilirsiniz.





Beşinci durak Uyuyan Güzel’in şatosu Sababurg’a gitmek üzere 800 yıllık Reinhards ormanı ile çevrelenmiş Fulda vadisinde gezebilirsiniz. Grimm kardeşlerin yıkık Sababurg şatosundan esinlenerek ‘Uyuyan Güzel’ masalını yazdıkların söylenir. Sababurg Parkında Avrupa bizonları, yaban öküzleri ve vahşi atları görme fırsatı bulabilirsiniz. Parkın çok yakınında Rapunzel masalının geçtiği Trendelburg Şatosu’nu gezmek de mümkün.

Bir sonraki durak, üç nehrin kesiştiği noktada yer alan Hannoversch Münden.  Eski bir su şehri burası…700 yıllık zengin dekore edilmiş yarı ahşap evler, 12 adet restore edilmiş kule, ortaçağdan kalma köprüler ve surları görebilirsiniz.

Yedinci Durak Külkedisi’ nin  kasabası Polle. Burada kısa bir moladan sonra Weser Nehri boyunca bir sonraki durak olan Fareli Köyün Kavalcısı’ nın kasabası Hameln’ e doğru yola çıkabilirsiniz. Yol üzerinde ünlü Munchhausen Baronu Jeronimus’ un (The Baron of Lies – Yalancı Baron) kasabasına da uğrayabilirsiniz. Hameln, birçoğu Rönesans döneminden kalma heybetli ahşap ve taş evleri ile örnek bir şekilde restore edilmiş tarihi bir şehir yapısına sahip. Eski Şehrin temsilci odak noktası Osterstraße ve at pazarı. Bunların arasında kafeleri, sevimli lokalleri, gürültülü bira bahçeleri ve küçük dükkanları ile sizi gezintiye ve alışverişe davet eden küçük çekici sokaklar bulunmakta. Her gün 9.35'te saat Hochzeitshaus'un Glockenspiel' i fareli köyün kavalcısının şarkısını çalar; 11.35'te ise bunu Weser şarkısı takip eder. Mayıs ve Eylül aylarının ortalarının arasında her pazar günü saat 12'de fareli köyün kavalcısı açık hava tiyatrosu gerçekleşmekte: tarihi kostümler içerisindeki yaklaşık 80 oyuncu çocukların Hameln' den götürülmesini canlandırmakta. 

Dokuzuncu durak Avrupa’nın en eski cumhuriyetlerinden biri olan Bremen. Şehrin tarihi 1.200 yıldan daha eskidir ve bu tarih özellikle Marktplatz'ın büyük Barok ve Rönesans yapılarında, Belediye Binasında, Roland Heykeli'nde, asil Patrik evlerinde ve Bremen' in geleneksel ticaret odası "Schütting"de hissedilebilir. En önemli turistik yerleri gezmek için bir şehir rehberine ihtiyacınız yok. Pirinç ve çelikten yapılmış 2.000 adet çivi sizi Liebfrauen-Kirchhof'tan Marktplatz'a, oradan da günümüzün kültür ve sanat merkezi ve Avrupa kültür tarihinin parlayan yıldızı olan el işçileri sokağı Böttcherstraße' ye getirir. Ziyaretçiler bu "çivi yolunda" Bremen Mızıkacıları'yla da karşılaşırlar. Grimm kardeşler tarafından Belediye Binası ve Roland kadar Berlin'in bir parçası haline getirilmiştir. Ayrıca bir Bremen geleneğine göre eşeğin bacaklarına dokunmak size şans getirecektir. Eğer doğru yaparsanız bir dileğiniz gerçek olur. Önemli olan eşeğin bacağını iki elinizle birden hafifçe okşamaktır. Bremen' lilere göre sadece bir elinizle okşarsanız iki eşek "iyi günler" der!

Masal Yolumuz burada son buluyor…Arzu ederseniz Almanya’nın liman şehri Hamburg’a geçebilirsiniz. Mükemmellerin şehri. Ve dünyanın en günahkar yolu Almanya'nın en büyük ikinci şehri, ziyaretçilerine nefis fırsatlar sunuyor; sanat ve kültürün en kalitelisi, dünya çapında başarı kazanmış müzikaller, muhteşem müzeler, sofistike ve eğlenceli bir tiyatro, opera, dünyanın en iyi bale topluluklarından biri, eşsiz bir gastronomi, özel alışveriş fırsatları, capcanlı bir gece yaşantısı ve 1200 yıldan daha yaşlı, görülmesi gereken yerler. Almanya’nın ikinci büyük kenti olan ve mimarisiyle hayranlık uyandıran Hamburg’ ta kesinlikle görülmesi gereken yerler arasında St. Michaelis Kilisesi, şehir merkezindeki dev liman, balık pazarı, Belediye Sarayı,  gece kulüpleri ve barların bulunduğu ünlü St. Pauli caddesi ve eski kent merkezi yer alıyor. 

Bu masal yolculuğu kendi başınıza planlayabileceğiniz gibi bir tur ile de böyle bir geziye katılabilirsiniz.
İlgilenenler 1 Mayıs – 1 Temmuz 2013 tarihleri arasında kardeşlerin doğum yeri olan Hanau’da Grimm Masalları Festivali’ni ziyaret edebilir veya çocukluklarının geçtiği Steinau’da kukla günlerine konuk olabilirler.

26 Kasım 2012 Pazartesi

Çalıkuşu-Reşat Nuri Güntekin


Hayatımda en etkilendiğim kitaplar arasındadır. Okuduğum yaş mı onu benim için önemli kılan yoksa hayal etmemi kolaylaştıran dizisi mi? Bilemedim. Ne anladıysam o yaşlarda J Ortaokuldaydım. Tam 11 yaşında…İki kez okudum. İlki 4 günde ikincisi ise sadece 7 saatte bitti… İki kez hıçkırıklara boğularak ağladım. Dramatik bir kitap mıydı? Aslında romantik. Belki pek çok insanda bir günlük tutma merakı bu kitapla ortaya çıkmıştır… Feride’ nin günlüğü gibi…

Hala okumayanlarınız için…

Kitapta genç ve güzel bir kız olan Feride’ nin -kalbi yaralı ve kanadı kırık bir Çalıkuşu’nun- çocukluk döneminde yaptığı yaramazlıklar, ilk gençlik döneminde teyzesinin oğlu Kâmran’ı kıskanması, yaşadığı bu duyguların aşk olduğunu anlaması, sevdiği bu insanla nişanlanması, düğünden üç gün önce nişanlısının başka bir kadınla ilişkisi olduğunu öğrenmesi, bunun üzerine her şeyi ve herkesi geride bırakıp İstanbul’u terk etmesi, genç bir öğretmen olarak Anadolu’nun ücra köşelerine gitmesi, buralarda yaşadığı maddî ve manevî sıkıntılar, yıllarca süren Anadolu macerasından sonra memleketi Tekirdağ’a dönmesi, sevdiği ve asla unutamadığı Kâmran’a kavuşması anlatılır. 

Beyaz Kale-Orhan Pamuk


Bu kitapla da karşılaşalı 14 yıl oldu… Geçmişten gidince aklıma gelenler arasında yer aldı. Orhan Pamuk okumak sıkıcı ve yorucu diyorsan okuyucu; bu kitabı rahatlıkla okuyabilirsin. Önemli olan kitabı Pamuk’un yazdığını unutmak J

Romanın konusu 17. yüzyılda İstanbul'da geçer. Napoli'ye yapmakta olduğu bir deniz yolculuğu sırasında Osmanlı korsanları tarafından tutsak edilen bir Venedikli İstanbul'a getirilerek köle olarak satılır. Venedikli köle zamanda karşılaşırlar. Henüz Osmanlı çağının gerisinde değildir yine henüz Avrupa Osmanlının çok ilerisinde değildir. Bulundukları coğrafyada desenleri farklı olsa da bilim adamları (bir diğer deyişle soru soranlar, sorularına bilimsel yanıt arayanlar) aynı hurafelerle başa çıkmak zorundadırlar. Hoca'ya göre; "İnsanlar aptaldır, bilime hak ettiği önemi vermezler. Bilimden çok hurafeler ilgilerini çeker ve inanırlar." Aslında batı da yaşanan bu dönemde durum çok da farklı değildir.
Kısa tutulmuş roman, zekice bir kurguya sahiptir. İnsanlar ve yerler her ne kadar iki yüzyıl öncesinde olsa da, okuyucu -hangi ülke, hangi kültürde yaşarsa yaşasın- bugünü ve bu yeri algılar. Bugünü ve bu yeri algıladıktan sonra Hoca'nın sorusuyla baş başa kalır "Ben kimim?".

Kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/Beyaz_Kale

25 Kasım 2012 Pazar

Semerkant


Tam 14 yıl olmuş okuyalı… Ne kadar da etkilenmiştim. Tam o sıralarda aldığım Bilim ve Teknik dergisinde Hayyam ın hayatı; Focus dergisinde de Hassan Sabbah ın hayatı anlatılıyordu… Bu bir tesadüf mü?  J Bilmem… Rastlantılar güzeldir…

Uzun zaman olmuş kitap bestseller olalı.. Ben yeniden anımsatayım dedim..Belki okumayanlar vardır. Belki koklamak isterler yeniden bu güzelliği diye…

İç içe geçmiş iki öykü…Geçmiş ve gelecek…

İşte 14 yıl sonra kitaplara özgü o müthiş kokusu hala geçmemiş kitabımın özeti…

1072 yılında, Selçuklu Sultanı Melikşah’ın saltanatı İran’ı da kapsamıştır Ömer Hayyam kısa bir süre önce Semerkant’a yerleşmiştir Selçuklu Veziri Nizamülmülk Semerkant’a geldiği sırada onunla tanışmıştır Nizam, Hayyam’ı bir sene sonrası için Isfahan’a davet etmiştir Ömer Hayyam bu tanışmanın ardından bir yıl geçince Isfahan’a doğru yola koyulmuştur Hasan yolculuğu sebebiyle Kum kentinden geçerken Sabbah ile tanışmıştır Hayyam’ın o güne kadar tanıdığı en bilge kişi Hasan’dır Hasan’da Isfahan’a giderek Nizam’dan bir iş istemeyi planlamıştır Hayyam, Isfahan’da Nizam’ın huzuruna çıktığında, kendisinden “Sahib-i Haber” (casusların başı) olması istenmiştir Hayyam bir bilim adamı olduğunu ve hafiye olamayacağını belirtmiştir Ancak Nizam’a, Hasan Sabbah’ı önermiştir.
Nizam, bu işe Hayyam’ı layık görmesine rağmen Hasan’ı kabul etmek zorunda kalmıştır Hayyam, Selçuklu’nun malî desteği ile çalışmalarını sürdürmüştürHasan, Nizamülmülk’ün vazgeçemediği yardımcılarından biri olmuş ve Nizam’a hizmet etmek yerine onun mevkiine geçmeye niyetlenmiştir Kısa bir sürede Nizam’dan soğutmak için Melikşah’a yakınlaşmıştır Nizam ile Melikşah arasına nifak sokmaya çalışmış, ancak planı ters tepince de Melikşah tarafından çöle sürgüne gönderilmiştir.
Hasan, emelleri uğruna bir şekilde çölden kurtulmuş, mezhep ve kültürlerinin tehlike altında olduğunu düşünen bir kısım Acem halkını cennet vaadi ile kandırmıştır Ünlü Haşhaşiyun tarikatını kurarak Alamut kalesine yerleşmiştir Hasan Sabbah’ın verdiği afyonla sarhoş olan bu tarikattaki insanlar, intihar saldırıları düzenlemişlerdir.
Hasan’ın amacı bu tarikat yardımıyla Nizam ve Melikşah’tan intikam almaktır Nitekim müridleri sayesinde Nizam ve Melikşah’ı öldürmeyi başarmıştır Ancak daha sonra da huzuru bulamamış ve ebediyete de huzursuz bir şekilde göç etmiştir.
Hayyam Semerkant’a geldiğinde Semerkant Elyazması ile Rubaiyat adlı kitabı yazmıştır Bu kitap kişilerin hayatında çok önemli noktalarda rol oynamıştır.
Ömer Hayyam’ın 1873 yılında dünyada yeniden popüleritesi artmaya başlamıştır Hasan Sabbah’la birlikte ortadan kaybolan Rubaiyat’ın kopyaları da tüm dünyaya yayılmaya başlamıştır Hayyam’a olan hayranlıkları nedeniyle Lesage çifti yeni doğan oğulları Benjamin’e ikinci bir isim olarak Omar ( Ömer’in ingilizce yazımı) adını koymuşlardır.
Benjamin 15 yaşına gelince, kendi ismini taşıdığı Hayyam’ı merak ederek onu araştırmaya ve Farsça öğrenmeye başlamıştır Daha sonra Hayyam’ın zamanında ve kendi çağında insanları o denli çok etkileyen “Rubaiyat”ın peşine düşmüştür Önce İstanbul’a gitmiş ve oradan da İran’a geçmiştir.
Bu sırada İran Şahı’nın torunu Şirin’le tanışmış ve ona aşık olmuştur Benjamin, İran’da bir çok macera yaşayarak 1910’larda İran’daki modernleşme hareketlerine katılmıştır Sonunda Benjamin Şirin’le birlikte Semerkant elyazmasına ulaşarak Amerika’ya gitmek üzere İran’dan ayrılmıştır.
Bunun için önce İngiltere’ye gitmişler ve oradan da Titanic gemisine binerek Amerika’ya doğru denize açılmışlardır Ne yazık ki yaklaşık bin yıl önce kaybolup, o anda yeniden ortaya çıkan “Rubaiyat” Titanic’in batmasıyla sonsuzluğa karışmıştır.
Benjamin ve Şirin kurtularak başka bir gemiyle Newyork’a ulaşmışlardır Limandaki karışıklıkta tıpkı “Rubaiyat” gibi Şirin de sonsuza dek kaybolmuştur.
Maalouf yapıtında, ciddi şekilde ölümcülleştirilen mezhep aidiyetini vurgulamak amacıyla bu üç önemli şahsı kullanmıştır Haşhaşiyun tarikatındaki insanların diğer tüm aidiyetlerini (dil, vatan, ırk, hatta din) bir kenara iterek kimliklerini sadece mezhepleri şiaya göre belirlemiş ve mezhepleri farklı olduğu için kendi kardeşlerini bile öldürebilecek birer katile dönüşmüşlerdir.
Sonuç olarak Maalouf; 1900’lerde Tebriz’deki durumu incelerken de doğunun bir uyanış ve modernleşme sürecine girmiş olduğu, İran’daki direnişe ve yenilikçilerin vermiş oldukları uğraşlara dikkat çekmiştir 20 nci yüzyıl başlarında İran’da gerçekleşen modernleşme çabalarını iyi anlamak ve farklı bir bakış açısıyla değerlendirebilmek için, bu kitaptan öğrenilecek ve dersler çıkarılacak önemli tarihi ve siyasi olaylar bulunmaktadır.
 Kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/Semerkant_(roman)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...